Tasarımcı Sohbetleri: Tuba Ergin

Meslekte 16. Yılını dolduran Tuba Ergin sadece bir tasarımcı değil varoluştan ilham alan bir sanatçı.

Çok genç yaşlardan bu yana doğadan, kültürlerden bir çok imgeden ilham almış yaratmış yarattığını ürünlere dönüştürmüş bir isim. Tasarım konsepti hayata bakışını çok güzel özetliyor.

Tuba Ergin ‘i tanımak istiyoruz.

Tekstilci bir ailede doğdum. Dedem yüksek terziydi, babam da hazır giyim ile uğraşırdı. Kendimi bildim bileli tasarımcı olmak istiyordum. Çocuk yasta tatil dönemlerinde babamın işyerine giderdim. Kalıplar, kumaşlar, aksesuarlar, koleksiyon ve defile hazırlıklarını izler büyülenirdim. Eskiz defterimi yanımdan hiç ayırmazdım. Çoğu zaman okul defterleri ve kitaplarının arkası da eskiz defteri görevini görürdü. Arkadaşlarımlayken bile en heyecanlı bulduğum aktivite: Hadi resim yapalım! olurdu. İlkokulda bunu keşfeden resim öğretmenim sayesinde birkaç kez kişisel sergilerim oldu. Benim jenerasyonumda moda tasarımı geçerli bir meslek olarak görülmediğinden önce işletme veya ekonomi okutulur, sonra da hala istek varsa ek olarak moda tasarımı okutulurdu. Buna rağmen benim aklımda hiçbir zaman başka bir alternatif olmadı.

Çok genç yaştan itibaren hedefinizin kendinizi yaratmaya adadınız. Mesleğiniz ile ilgili yapmak istediklerinizin hangi noktasındasınız mesleğinize bakışınız nasıl?

Sürekli yenilik peşinde olmak, öğrenmek, keşfetmek ve bunları harmanlayarak yeni sentezler oluşturmak, bu isin en keyifli yani. Her yeni koleksiyon, yeni bir araştırma konusu olup konsept, kültür ve imge hakkında derinleşme fırsatı veriyor. Hiçbir zaman yerinizde sabit durma sansınız yok. Sürekli bir gelişim ve değişim içerisinde olmak, durağanlıktan çok uzak ve yüksek tempolu oluşu sanırım benim için bu isi vazgeçilmez kılıyor. Tasarım yapmak benim için bir varoluş sekli. Yaratıp ürettikçe nefes aldığımı hissediyorum.

Uzun yıllar yurtdışında yaşadınız Türkiye’ye dönüş hikayenizi anlatır mısınız?

15 yaşında lise ve üniversite eğitimim için Chicago’ya gittim. Lise döneminde bile tatillerim farklı markaların tasarım bölümlerinde staj yaparak geçti. Liseden sonra ‘Art Institute of Chicago’da moda tasarımı ve pazarlaması  dersleri aldım. Okul dışında da değerlendirebileceğim her fırsatta tasarımla alakalı projelere giriyor, kendimi geliştirmek ve öğrenmek için büyük bir açlık hissettiğimi hatırlıyorum. Tüm Chicago tecrübem ve özellikle de küçük yaşta yurtdışında yalnız yaşamış olmak, bana çok şey kazandırdı. İngilizce’yi ana lisanım kadar iyi konuşmamla beraber diğer lisanları öğrenme şansı ve zamanı bıraktı. Fransızca ve İtalyanca da öğrenerek ileride bu ülkelerde iş yapabilme yetilerine sahip oldum. Aynı zamanda başka bir kültürün içinde büyümek, farklı bir bakış açısı da getirdi. Bir tasarımcı olarak kimliğimi oluşturmamda katkısı büyüktür, yurt dişinin. Okul sonrası Türkiye’ye geri dönüş yapmam gerekti ve Part-time çalışırken ayrıca La Salle Academy’nin moda tasarımı pazarlama bölümünü bitirdim.

İyi bir tasarımın yanı sıra iyi bir marka yaratma süreci zor bir süreç olsa gerek bize markanızın yaratılma serüvenini anlatır mısınız?

Okul sonrası öncelikle iç pazarda faaliyet gösteren bir hazırgiyim firmasının tasarım departmanında çalışmaya başladım. Sonrasında denim endüstrisine girdim ve 5 sene boyunca Avrupa’nın en önemli zincir gruplarına (İnditex grubu ve Bestseller grubu markalarına, H&M, Motivi) tasarım yaptım. 2007’da kendi tasarım ofisimi ve atölyemi kurdum. Türkiye’nin en önemli markalarına (Network, Lacoste, Koton, Üs Polo, Desa) ve yurt dışında İtalya, İspanya, Kanada, Fransa, Tunus ve Çin’de farklı firmalara tasarım yaptım. Halen birçok firmaya tasarım ve marka danışmanlığı hizmeti veriyorum.

2010’da kendi markam olan G.O.D.D (Garden of Denim Design) kurdum ve ana pazar Japonya olmak üzere 7 ülkede departman mağazaları ve butiklerde dağıtım ağımı oluşturdum. 2012’de Tüba Ergin for Desa ile Desa mağazalarına kapsül koleksiyon hazırladım. Aynı yıl Vogue İtalya dergisi ve yakın zamanda kaybettiğimiz Franca Sözzanı tarafından Türkiye’nin en iyi tasarımcılarından biri seçilip dergide yayınlandım. 2013’de kendi adım olan ‘Tüba Ergin’ ile yeni marka çalışmama başladım. Şu anda İstanbul Nişantaşı’daki showroomumun yanı sıra Tuba Ergin online satış sitesi, Gizia Gate Nişantaşı mağazası, Lidyana ve 365ist’te; Bursa, İzmir, Antep ve Antalya’da özel tasarımcı butiklerinde; yurtdışında da lüks departman mağazaları ve özel tasarımcı butiklerinde tasarımlarım satılmakta.

Yakın zamanda sektörün önde gelen en eski firmalarından biri ile işbirliğine girerek ‘Tüba Ergin’ markasının hem fiyat aralığı olarak daha erişilebilir, hem de beden aralığı ve silüetler olarak her tip kadın vücuduna hitap edecek yeni bir line olan ‘Tuştudio’ markasını oluşturduk. 2017-18 kış koleksiyonunun katalog çekimini yeni bitirdiğimiz bu marka ile ilgili yeni dönemde lansman çalışmalarımız da olacak.

Tasarımlarınızda doğal malzemeleri , endüstriyel atıkları tasarımlarınıza yansıtıyorsunuz. Biraz bahseder misiniz?

Öncelikle doğal materyallere yönelmek, mümkünse bunların da organik olanlarını tercih etmek, bir diğeri ise genel olarak atık malzemeler ya da benim özellikle yaptığım gibi endüstriyel atıkları gerekli temizleme işlemlerinden geçirip tekrardan kullanılabilir hale getirmek. Lastik atıklarından mısır Nisastaşına, eski ordu çantalarından telefon kablolarına dönüştürmediğim, kullanmadığım malzeme kalmadı. En sık kullandığım araba iç lastikleri oldu. Tasarımlarımda bu malzemeyi kullanmaya başlayalı 6 sene oldu.

Ofisime çok yakın bir oto tamircisinin önünden geçerken yerde duruyorlardı. Deri gibi görünen alternatif bir malzemeye ihtiyacım vardı. Sadece deri gibi durmalarının dışında üzerlerindeki baskılar ve izler ile her biri eşsizdi. Bu tasarımlara ayrı bir özellik katıyordu. Hurdaları toplayıp önce oto yıkması ve sonrasında deri işlentileri yapan bir firmada tekrar detaylı temizliği ve işlemlerini yaptırdım. Gerekli testlerden de geçtikten sonra sıkça kullandığım bir malzeme haline geldi. Öyle ki ipek bir gece elbisesinden deri ile kombinli sık bir el çantasına kadar her türlü tasarıma karakter kattılar. Hatta kısa zaman önce yeni bir aksesuar markası oluşturdum

Tasarımlarınızı yaratırken nelerden etkilenir bunları tasarımlarınıza nasıl yansıtırsınız?

İnovasyon, sürdürülebilirlik ve bu iki unsurla beraber giyilebilirlik benim için çok önemli kavramlar. Yeni kumaş teknolojileri, hazır giyimde daha önce kullanılmamış teknik ve malzemeleri daha konvansiyonel tekstil malzemeleri ile kombinlemeyi seviyorum. Teknoloji, yeni sanat akımları, kültürümüz ve tarih sıkça beslendiğim kaynaklar ancak koleksiyonlarımın ana ilham kaynağı doğadır. Doğa, her zaman beni şaşırtıp derinden etkiliyor. Teknoloji, tasarım, bilim ne kadar ilerlese de doğada her zaman daha mükemmeli yer alıyor. Ve doğa tükenmez bir kaynak. Özellikle de mercek altına yatırıp incelediğinizde fark ettiğiniz dokulardan renklere, fonksiyona kadar her açıdan en yüksek tasarımı içinde barındırıyor. Koleksiyonlarım ilk bakışta modern, şehirli ve giyilebilir olduğu kadar içerikleri itibariyle de çok farklılar. Detaylara inilip incelenmesi gereken, malzemesi, tekniği ve yapılış yöntemleri ile kendini ayrıştıran tasarımlar olmasına özen gösteriyorum.

Başarılı bir işkadını olmanın yanı sıra iki kız annesisiniz, özel hayatınız iş hayatınız nasıl dengeliyorsunuz?

En önemlisi, en büyük uğraşım, zevkim, sanırım anne olmak. 12 ve 5 yaşlarında olan iki kızım var ve iş dışında  zamanımın çoğu onlara ait. Hatta iş seyahatlerime de okulları yoksa götürmeye çalışıyorum. Seyahat etmek en büyük zevkim. Doğa ve kültürel zenginliği olan her yer ilgimi çekiyor. Hem iş, hem de özel hayatımda sürekli uçuyorum. Seyahatlerimde bolca fotoğraf çeker ve obje toparlarım. İş seyahatlerim daha çok metropoller üzerine olduğu için özel hayatımda özellikle uzak ve egzotik yerleri tercih ediyorum.

Tam bir spor tutkunuyum. Yapmadığım spor kalmadı diyebilirim ancak birkaç favorim var. 10 sene önce dalış lisansımı aldım ve dalmayı olan tutkumdan dolayı sualtı zengin yerleri tercih ediyorum. Kayak yapmaktan büyük keyif alıyorum. Yazın mono, kış aylarında işten fırsat buldukça kayak yapabildiğim her fırsatı değerlendiriyorum. Son yıllarda özellikle çok keyif aldığım bir başka spor ise binicilik. Binicilik spor olmaktan çok öte, ruhu temizleyen, enerjinizi dengeleyen, konsantrasyonu arttıran bir aktivite. Sadece binicilik değil, atların bakımı ile uğraşmak ve onlarla vakit geçirmek insana çok iyi geliyor. Geçen sene büyük kızımla beraber binicilik lisanslarımızı aldık, bu sene de yarışlara katılacağım. Sanatın her turu, gastronomi ve şarap ayrıca ilgilendiğim konular. Bunlarla ilgili de okuyor; eğitimlere ve seyahatlere vakit ayırmaya çalışıyorum

More from Sinem Özusta

İş Kadınlarına Doğru Kombin Önerileri

Çalışma hayatı kadınlar için her zaman biraz daha zor olmuştur. Fiziksel ve...
Devamı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir