Mutluluğun Resmini Yapabilir Misin?

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? 
İşin kolayına kaçmadan ama 
Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil 
Ne de ak örtüde elmaların 
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini 
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”

                                                       Nazım Hikmet

Abidin Dino’nun Nazım Hikmet’in sorusuna resimle değil de, aynı türü kullanarak bir şiirle karşılık verdiği söylenir. Çünkü Dino da bilir Nazım’ın sorusunun cevabı olmadığını ve mutluluğun resminin tuvallere sığmayacağını. Mutluluğun kişinin kendisinde olduğunu. Ondandır ki Nazım’a yazdığı şiirinin son mısrasında şu sözlere yer vermiştir.

“Buna da ne tuval yeterdi; ne boya…”
Abidin Dino- Mutlulugun Resmi

Abidin Dino mutluluğun resmini yapmadı belki, mutluluk tek bir karede anlatılamazdı çünkü… Ama ben bu tabloya her baktığımda istemsiz gülümsememin, içimden akan ve beni anlık ta olsa Âlice Harikalar diyarına götüren duygumun önüne geçemiyorum.

Hepimiz mutluluk ve mutsuzluk üzerine düşünmüşüzdür mutlaka. Bizi nelerin mutlu, nelerin mutsuz ettiğini tespit etmeye çalışızdır. Bu tespitlerden bazılarının tamamen bize özel mutluluk veya mutsuzluklar olduğunu görmüşüzdür büyük olasılıkla.Bazı noktalarda ise neredeyse toplumsal bir uzlaşma vardır.

Şiir ve resim önüme çıkınca bu ay sizlerle mutluluk üzerine düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Gerçekte Mutluluk Nedir?

Benim için mutluluk nedir? Ben mutlu olmayı başarabiliyor muyum / başardım mı? Beni en çok ne mutlu ediyor?

Kendimle kalınca düşünüyorum “Mutlu muydum? Evet, geçmişi düşününce ilk hatırladıklarım mutlu anılar! Evet  mutluydum!

Peki mutlu muyum ? Ah zaman zaman olan o aksilikler … beni sudan çıkmış balığa çevirse de, beni günlerce ağlatsa da (ağlamayı ruhu tedavi edici bir tepki olarak görüyorum artık) mutluyum- evet, mutlu!

Fırından yeni çıkmış buram buram tüten gevreğin kokusu da, yeni kavrulmuş kahvenin çekilmesi esnasında etrafa yayılan kokusu da beni mutlu eder. Bazen alırım bir gevrek kemire kemire vitrinlere bakar gezinirim, bazen mis gibi kokan kahvenin tadına bakmak için oturur kendime bir kahve ısmarlarım. Kafamı meşgul eden soruların mola zamanıdır bu anlık tatlar, anı yaşamak keyifte mutluluk…

İçimdeki Polyanna’yı pek tatile çıkarmam. İzin parasını öder hep yanımda taşırım. Bundan dolayı sanırım puding tenceresinde kalan pudingi parmakla yerken ne kadar mutlu oluyorsam, vapurda bana dünyanın en güzel manzarasını yaşatan martılarla kahvaltılık poğaçamı paylaşırken de o kadar mutluyum.

An’a odaklan mutluluğu yakala

Yıllar önce Paulo Coelho ‘ nun “ Simyacı “ kitabını okurken şu cümle etkilemişti beni

“Eğer daima an’a odaklanmayı başarırsan, mutlu bir adam olursun.”

An’a odaklanmak çocuklarım büyürken problemlerini değil mutluluklarını saymayı öğretti bana.

Hatta ergenlik dönemlerini daha eğlenceli geçirmemi sağladı/sağlıyor.

Çocuklar büyürken bizden yaşı  büyük ve tecrübeli olanlar ergenliği öyle bir anlatıyorlardı ki eyvah eyvah !!!!

Ergenle gerginliği uzatmadan, geri gelemeyecek zamanların keyfini sürebilmek için kitaplar okudum, söyleşilere katıldım. Hayata aynı pencereden baktığımız bizden yaşça daha büyüklerimize “harika ergen nasıl yetiştirilir” diye sordum. Her ailenin kendi dinamiği farklı olduğu için cevaplar beni hiç tatmin etmedi. Öncelikle “Ergenler öfkeli, somurtkan, aileler ile iletişim kurmak istemeyen çocuklardır “ tabusunu kayıtlarımdan çıkardım. “Ergenler eğlenceli, yürekleri sevgi dolu, sevilmek ve değer görmek için çırpınan, büyümeye çalışan bir bireydir “ düşüncesi ile yola çıktım. O yol manzaralı, keyifli bir yol ama engebeli. Halen doğruyu bulmaya çalışarak yürüyorum. Kızım ergenliğini tamamladı. O dönemin hatıraları güzel ve mutlu. Çok şükür…  

Oğlum ergenliğin göbeğinde. Tecrübelerim bazen işe yaramıyor. Çünkü iki kardeş arasında hem cinsiyet farkı hem de bir kuşak farkı var neredeyse.

Bir gün kitapçıda ne alsam diye dolanırken ergen beynini anlatan bir kitaba denk geldim. Kaçırır mıyım sizce? Tabi ki HAYIR! Hemen aldım.

Uzmanlar beyni üçe ayırıyorlar.

  • Sürüngen beyin: Hayatta kalma güdüsü. Dingin ve huzursuz davranış sistemleri
  • Duygusal Beyin: İnsanda doğumdan itibaren var olan
  • Korteks; konuşma, düşünme, öğrenme, mantık yürütme, dürtü kontrolü

Kitapta anlatılanların özeti ; “ Ergenlikte korteks inşa halinde. İnşaatlardaki henüz yeni karılmış betonlaşmamış çimento harcı gibi. Şekillenmeye ihtiyacı var. Çocukla iletişimi olan aile, okul, arkadaş vb. toplumsal yapılar da korteks’in nasıl şekilleneceğini belirleyen etkenlerden “

Bu ve benzeri bilgiler ışığında duygusal beynin kontrolündeki ergen beyninin henüz inşa halinde olan korteks tarafından süzgeçten geçirilemediği için duygu ve düşüncelerinin karışık olduğunu öğrenmiş oldum. Bu dönemlerde neden daha hoşgörülü yaklaşmanın gerekli olduğunu anlatıyordu kitap. Kitapta bilimsel detaylar da vardı. Okuduklarımı kendi içimde tekrar bir gözden geçirdikten sonra, geri dönülemeyecek zamanları kaçırmamak adına küçük notlarımı görebileceğim her yere astım.

“Evde bir ergen beyni var dolayısıyla evde daha aklı başında bir beyne ihtiyaç var “.

O beyin de ben oluyorum.

Uçaktaki gibi, oksijen maskemi önce kendime takıyorum ve her yerde bir hastalık gibi bahsedilen ergenliğin aslında yaşanılası mutlulukları barındıran döneme çeviriyorum.

Bu dönemde söylediğim bir kelime veya kurduğum bir cümle ile bakışlarından çıkan okların hedefi olduğum net olmakla birlikte,o gözlerde yakaladığım masumiyet ve kafa karışıklığı da bir o kadar net… Sonrasında gözlerin devrilmesi (yakışıklılığın hat safhasına geçtik) ve arkasına bakmadan odaya gidilmesi. Bana kalan ise, kontrolümü ele geçirdiysem eğer arkasından buruk bir tebessüm ile bakmak. Aramızda ki gerginliği tırmandırmadığımızdan gereksiz tüketilen sözlerden duyulan pişmanlıkta da yok. Hatta sonrasında mutlu bir uzlaşma var.

Bir Cumartesi günü Kemeraltı girişindeki spor mağazasından ayakkabı almaya gittik oğluma. Nasıl da kalabalık bir gündü! Dönüşte vapura doğru iki kişi yan yana yürümenin imkanı yoktu. Sağdan, soldan, arkadan önümüze geçen veya ters yönden gelenlerle iki yana savrulduk. Oğlumun bir sağıma bir soluma geçtiğini hissettim ama ne olduğunu da algılayamadım. Sonra kalabalıktan beni korumak adına kolunu omzuma attı, hafiften önüne çekti. Böylece insan selinin arasından biraz daha rahat yürüyebildik. Yürürken sağa sola savrulduğunu düşünüyordum nereden bilebilirdim beni korumaya çalıştığını.  Daha dün (bana dün gibi geliyor) değil miydi kalabalıkta ezilmesin diye kucağıma alışım? Ne kadar hızlı geçti o günler. Bir yerde okumuştum zaman korkanlar için uzun, mutsuzlar için yavaş, mutlular için çabuk geçermiş.

Anneler, evde ergeni olan anneler bu inşaat bir gün bitecek. Diyorum ki, mutlu anılar biriktirmek için işin sırrı beklemekte değil, geldiğinde kucak açmakta.

Bu müthiş zihinsel gelişim sürecinin güzelliklerini ve hızlı akan zamanın mutluluk anlarını yakalamanız dileğiyle,

Sevgiyle kalın…

 Biraz da tebessüm..

More from Bengi Birgi

Eylül Sarıdır, Sıcaktır

Bir Eylül ayı daha tüm güzelliğiyle bitti. Eylül sarıdır, sıcaktır.. Eylül' de...
Devamı…

9 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir