Karışık Duyguların Şehri İzmir, Kadın, Sanat

İzmir gibiyim… Bir o kadar karmakarışık ve bir o kadar durağan ve bir o kadar kadın.  Sanat Galerimin penceresinden muhteşem körfez manzarasında seyrediyorum öğlene doğru sabahı. Cama vuran birkaç damla yağmurun eline doğru uzanan güneş ışınlarını yakalıyorum uzaktan belli belirsizcesine.

Kararsızlığı seziyorum kokusunda İzmir’in, gün mü olmalı, gün mü açmalı? Yoksa delicesine ağlamalı mı bulutlar?  Isıtıp cıvıldaştırmalı mı düşünceleri? Yoksa soğutup dondurmalı mı?

ozbeozcom-kadin-sanat-1

İzmir Kararsız. İzmir durağan. Bir iki kıpırdanma olsa da, yeni yeni galeriler, yeni yeni sergiler açılsa etkinlikler yapılsa da hala adına yaraşır değil bu kentte sanat. Gittikçe artan sanat olgusu sevindirici gibi görünse de eksiklik izlenimi uyandırıyor hala ben de. Sadece altı dolmamış, doygunca olmayan günü geçiştirmek adına yapılan eylemler olmamalı diye düşünüyorum. Sanat bu şehre farklı yakışmalı aslında. Adım başında soluğu ensenizde hissedeceğiniz şekilde fısıldamalı benliğinizde. Diğer Akdeniz ülkelerindeki coşkuyu almalı sırtına ve ivmelemeli daha öteye . Kadın şehrinde kadın güzelliğinde olmalı. Naif ama mağrur. Kırılgan ama güçlü.  Kent yaşanmışlığı gibi Sanat’ta kararsız bu şehir de.

Şehrin kararsız sancısı beni de üreten tüm dostlarımı da sarıyor bazen. Kendi öz uğraşlarından çıkıp o kadar fazla bölündüklerini görüyorum ki kentin tarihsel belleğinde sanat adına nice çentikler atabilmek için.

ozbeozcom-kadin-sanat-2

Ben İzmir’im aslında… Yaratımlarım İzmir diye fark ediyorum ben de kendimde… Sanatın her kıyısında mola veriyorum ve birçok kez de mutfağında. Bir gün satırların aralarında duraksarken bir bakmışsınız resmimin koynunda tatlı bir huşudayım. Bir anda renkler güneşlenirken ruhumda, gözyaşlarım damlar yazılarımın satırlarına, o anda sıyrılıp galeriden içeriye endam eden misafirlerime hoş geldiniz nidasında bulurum kendimi. Biraz daha sonra evimin işlerini organize ederken telefonda. Tüm bunlar bir o kadar karışık bir o kadar durağan gelişir.

İzmir gibiyim kararsızlığın umarsızlığında günler devirirken geceye bazen geçmişin satır aralarında bulurum kendimi. İrdelerken kitap sayfalarında kadın olmayı, hatta ve hatta kadın sanatçı olmayı dalar giderim uzaklara…

Yıllar ve toplumsallaşma süreci her zaman diliminde her kentte her meslekte kadın için aynı zorlukları bir bir hazırlamış. Hele ki bir de sanat icra etmeye çalışıyorsanız sınırlarınız daha da zordur. Geçmişe dönüp meslektaşlarınıza baktığınızda, geçirdiği evreleri düşündüğünüzde acaba daha doğru bir çağda mı yaşıyorum diye düşünmeden edemezsiniz. Bazen de hiçbir şeyin değişmediğini görerek kimi ergenleşememiş erkek düşüncelerinde omuzlarınızda bulunan yük bir parça daha artar. Ama yaradan bu yüklere dayanacak kadar, zoru başaracak kadar dirençli yaratmamış mı kadını. E o zaman ondan yansıyan sanat eserleri de bir o kadar dirençli ama bir o kadar kırılgan ve naif olmaz mı…

ozbeozcom-kadin-sanat-3

Bir karikatür var baktığımda etkilendiğim bir yarışa çıkıyor iki kişi biri erkek biri kadın. Erkeğin kulvarında sadece bir iki engel kadında ise dikenli teller, çukurlar, timsahlar, ne ararsanız var. Yol uzun ve meşakkatli ama kadın dirençli. Genetik kodu yatkın çünkü.

Eğer mesleğini bebeği gibi görürse önünde durmayın derim ben. Çünkü bir Kadın’ın bebeği için yapmayacağı hiçbir şey yoktur.  Hele ki o bebek her sefer nice doğum sancıları yaratarak var olan eserlerse. Resimler, şiirler, heykeller ise satırlar ise

İşte o zaman yaralamamak yaftalamamak lazım üreten kadınları. Bırakmak destek olmak lazım daha çok üretsinler diye, önlerini açmak lazım, erkeklerin hemcinslerine uzattığı el gibi olmak lazım. Her yaratıcının eseri sahnelenmeyi hak eder çünkü. Kadın şehrin de kadın sanatçıları yücelterek, anarak var olmak, tarihe tel tel işleyerek toplumlara örnek olmak lazım.

Yaftalayıp incitmemek lazım onları kendi kimlikleri ile tanımlamak eserlerini baş tacı etmek lazım… Tarihte Gwen John’u sadece Augustus John’un kız kardeşi olarak, Camille Claudel’i Rodin’in sevgilisi olarak, Frida’yı ise Diego ile yaşadığı fırtınalı ilişki sayesinde tanımıştık. Jackson Pollock’la evli olan Lee Krasner’in hikâyesi ise bu duruma verilebilecek iyi örneklerden bir diğeri. Pollock’un gölgesinde kalmış olan Lee Krasner’ın hocası ve eleştirmen Hans Hofmann, onun işleri için “O kadar iyi resimler ki bir kadının yaptığını anlamazsın” demişti.

Ve daha niceleri… Eserler sahibine aittir. O sahibin yaşadığı aşklara, evliliklere, birlikteliklere değil… Kendi kimliklerinde özgürdürler. Kendi kimliklerinde renkler daha bir canlı satırlar daha bir güçlüdürler. Sanat yolu o yıllarda da şimdi de meşakkatli olsa da gün geçtikçe Kadınların Çağdaş sanat akımlarında kendilerine daha fazla yer buldukları ve koleksiyoncular tarafından hak ettikleri değeri görmeye başladıkları da yadsınamayan bir gerçeklik olmaktadır. Ülkemizdeki kültür endüstrisinde kadın sanatçıların rolüne baktığımızda ise bienallere katıldığına, müzelerde eserlerinin yer aldığına şahit oluyoruz. Hatta birçoğunun ulusal ve uluslar arası etkinlikler düzenlediğine, galeriler ve farklı etkinlikler ile adlarını daha fazla duyurduklarına gerek ülkemizde gerek İzmir’de canla başla bu uğurda kendilerinden vazgeçercesine yol aldıklarına şahit olmuyor da değiliz. Gerçi şu aralar pek moda olan ‘müzayede rekorları’ henüz bir kadın sanatçının eseriyle kırılmadı ama bu da beklentimizi umudumuzu korumaya devam eden bir olgu oluyor bu yolda…

ozbeozcom-kadin-sanat-4

Her mesleğin kendine ait sancıları zorlukları vardır bu hangi cinsiyette olursanız olun böyle. Sonuçta ekmek kavgası sanatçı için ise biraz daha fazlası… Önemli olan birbirinize o yolları zorlaştırmadan açabilmek değil mi. Engeller koymadan sadece dostlukla bazen elinden tutarak bazen yol açarak bazen de sadece durup yapmasını seyrederek bencillikten, sadece ben olmalıyım, ya ben ya hiç zihniyetinden uzak.

Birlikte Olmanın En Güzel Hali: Sanat

Sanat Paylaşıldıkça çoğalan bir olgudur oysaki. Destekler ile büyüyen ülkeyi saran bir kumaştır aslında. Ve bu kumaşın kalitesi de insanlığın kalitesinden birbirimize olan kaliteli davranışlardan geçer. Sanatçı olmak toplumdan kendisini soyutlamayan, insanlara karşı taşıdığı sorumluluğun farkında olan ve gerektiğinde kötü gidişata karşı tavır alan bilgi sahibi, aydın, maddiyata ve popülizme önem vermeyip eserlerini maneviyatla temellendiren topluma yararlı insanları yozlaşmaya değil, akıl yolu ile ileri seviyelere taşımayı hedeflemiş olmak tanımlarından geçmez mi. Peki ya Toplum olmak?

İşte bu önemlidir Toplum olmak biz olmaktan geçer; paylaşımdan geçer. Kadın olmaktan erkek olmaktan değil İnsan olmaktan geçer. Elinde değerlerin varsa sanatçılar ile bu değerleri paylaşarak onlara sanat üretmesi için ortam yaratmaktan geçer. Yaratılan ortamda eşit olmaktan geçer…  Paylaşımsız olmak cinsiyet öğesi değil karaktersizliğin bencilliğin, şeytansılığın öğesidir çünkü.  Sanat Paylaşımdır. Sanat Toplumsallaşma sürecidir. Kadınla, erkekle beraber bir renk bütünlüğüdür. Sanat AŞK’ tır çünkü…

ozbeozcom-fatma-elvin

More from Fatma Elvin Öztürk

Karışık Duyguların Şehri İzmir, Kadın, Sanat

İzmir gibiyim… Bir o kadar karmakarışık ve bir o kadar durağan ve...
Devamı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir