Eylül Sarıdır, Sıcaktır

Bir Eylül ayı daha tüm güzelliğiyle bitti. Eylül sarıdır, sıcaktır..
Eylül’ de geceler, her gün biraz daha uzayarak, serinliğini hissettirerek bende buradayım derken, sona eren yaz aylarının deli sıcakları, yerini tatlı rehavetli gündüzlere bırakmıştır artık. Kokusu bile değişmiştir doğanın. Dalında kurumuş, salına salına düşen yaprakların kışa teslim oluşunu seyrederiz yolda yürürken. Yavaş yavaş ama gönüllülükle kışa hazırlar Eylül bizi. Hüzündür kimine göre de. Şairlerin ayıdır Eylül. Şiirler, şarkılar yazılmıştır Eylül’e…
Ne güzel anlatmış Cemal Süreyya şiirlerinde Eylül’ü;
”Bir gün aklına
gelecek olursam
Bana şiir ısmarla
Eylül’ü konuşalım”

”Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin”
Nazım’ın en büyük aşkı Piraye’ye yazdığı ”saat 21-22 Şiirleri” de Eylül ayında yazılmış şiirlerdir.

Benim için Eylül;

12 ayın içinde ”favorin hangisi diye sorsanız Eylül derim…
Çocuk sahibi olmadan önce, daha doğrusu çocukların eğitim hayatı başlamadan Eylül ayına mutlaka izin bırakırdık. Birçoğumuz kışlık düzene geçerken, biz boşalan sahil kasabalarındaki karmaşanın ve kalabalıklığın yerini alan sükunetin, sessizliğin ve dinginliğin tadını doya doya yaşardık. Sonra doğan büyüyor gerçeği ile kızımızın okul yaşı geldi ve bizde herkes gibi kışlık düzenimize eylül başlarında dönmeye başladık. Kreş – İlköğretim – Lise – Üniversite derken koca bir 18 yıl geçti. 18 yıl boyunca da hep telaşlı bir ay diye düşündüm Eylül’ü, hiç hüzün demek aklıma gelmedi. Son bir kaç yıldır ise şiir yazdırmıyor ama hüzünlendiriyor Eylül beni…

Tanımaktan gurur duyduğum değerli eğitimcilerin yönetiminde olan, ayakları üzerine basan nesiller yetiştiren bir eğitim kurumunun kreşinde okula başladı kızım. Kazanımları müthiş 10 yıl geçirdi, tabii bizde…

İlk çocuğumdu ve her şey çok yeniydi. Daha önce ki yazımda bahsettiğim kaygılar gelip yüreğime oturmuştu. O ilk yılları düşününce kendimin öz eleştirisini yapıyorum ve her defasında aynı kanıya varıyorum! (Kontrolcü ve korumacı anne). Her yaşananı bir öğretiye dönüştürmek için çabalarımın sonuç vermesine rağmen hafiften sancılı geçen OKS ( Orta Öğretime Geçiş şimdi Teog veya ?? Diyorlar ) sınavından sonra sıra lise yıllarına geldi.
Lise yıllarında artık kızımın farklı bir birey olduğunu ve farklı düşündüğünü kabullenmeye başlamıştım, elbette eşim de benimle hem fikirdi. Biz bu fikri kabullendikçe, kızımda kendi fikirlerine saygı duyduğumuzu gördükçe (zaman zaman bu kararlar için aramızda hararetli tartışmalar olsa da) konuşabilen ve çocuğuna tanıklık edebilen bir aile olduk. Bu süreçte iki ana konuyu kazasız belasız atlattık.

Bunlardan biri 10. Sınıfta ”TM, FEN” seçimleriydi! Babamız FEN, kızım ”TM” istiyor. Benim FEN tarafım ağır basıyor ama belirleyici olmak istemediğimden çekimser oy kullanıyorum. Sonunda kızımıza güvenmeyi tercih ettik ve seçimi kendine bıraktık. Seçiminden hiç pişman olmadı. Diğeri liseden sonra gideceği öğrenci değişim programın ülke seçimiydi! İki ülke vardı seçebileceği. Yine güvendik ve kendine bıraktık. Gittiği yerde 11 ay kaldı. Hiç birbirimizi görmedik.

Sıra Geldi Yurtdışı Deneyimlerine

Müthiş deneyimlerle, ne istediğini bilen bir genç olarak ve çok iyi düzeyde İngilizce seviyesi ile döndü. Çocuklarımın her saniyesini dolu dolu yaşamak isteyen ben, kızımın 18 yaşını görmedim. Ama kendi için yaptıkları büyüktü ve değerliydi. Bende anlattıklarını anılarıma yerleştirdim.

Sonrasında Erasmus! Artık tartışma yok, sadece fikir sorma vardı. Baktık böylesi daha iyi. Geminin kaptanı kendisi, gemi onun dolayısıyla, dümende. Dümene müdahale etmek gemiyi alabora edebilirdi. İstemediği sulara götürebilirdi. Sadece görünen bir fırtınada ‘aman dikkat’ demekle yetindik. Üniversite bitti sıra geldi yüksek lisansa. Biz ödeyebileceğimiz miktarı ortaya koyduk, o okuyabileceklerini. İş döndü dolaştı yine yurtdışına geldi. Başka bir ülkede varoluş mücadelesi vermesini izlemekte yine bize düştü.

Kısaca liseden sonra her iki yılda bir Eylül ayında kuşu uçurduk yuvadan. Bu yaz uzun soluklu tatillerin sonu geldi diye düşündüm, hüzünlendim. Her hüzünlendiğimde Halil Cibra’nın çok sevdiğim ve bana Anne – Baba – Çocuk üçgenindeki gerçeklik ve duygusallık arasındaki çizgiyi hatırlatan şiirini okurum. Kendimden çok duygu bulurum
mısralarında. Neredeyse ezbere bildiğim şiirin sonunda hep bir umut doğar içimde. Bu kez de koydum cebime umudumu. Kim bilir bundan böyle Eylül ayını tatlı kavuşmalara vesile yaparım belki…

Bu ayda böyle bir yazı çıktı hatıralarımdan. Hoşçakal demeden önce izninizle Halil Cibra ‘nın
Çocuklar şiirini sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Çocuklar

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever
Halil Cibran

Sevgiyle kalın…

More from Bengi Birgi

Eylül Sarıdır, Sıcaktır

Bir Eylül ayı daha tüm güzelliğiyle bitti. Eylül sarıdır, sıcaktır.. Eylül' de...
Devamı…

6 Yorum

  • Maşallah sizin gibi anne ve babaya… Dünyanın böylesine ayaklarının üzerinde duran nesillere ihtiyacı var. Eline ve yüreğine sağlık…

  • Guzel dusuncelerle guzel cocuklar yetisir . Senin de boyle bir anne oldugunu biliyor, yazilarinin devamini bekliyoruz.

    • Sevgili Idil anne olmak konusunda kimse senin eline su dökemez . Güzel sözlerin için teşekkür ederim.Sevgiler…

  • online okudugum, kalbime dokunan bu icten yazi icin tesekkurler;cocugumu buyuturken deneyimlerinizi okumaya devam ederim umarım

    • Hüsniye Hanım samimi duygularımı yansıtabilmek çok mutlu etti beni.Çok teşekkür ederim.Sevgiler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir