Dikkat Kitap Çıkabilir !

“Ben cenneti bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir.”

J.L.Borges

Çocukluğumda annemin gün arkadaşlarının anlattıklarını, okulda kendi aramızda konuşulanlardan aklımda kalanları birleştirdiğimde, üniversite yıllarında bölüm dersi olan Dante Allighieri’nin başyapıtı İlahi Komedya da anlattığı cennet gözümde canlanırdı.  “ Tanrısal bir sır. Ancak ahlak ve erdem sahibi insanlara bahşedilmiş çiçekli, her yerden huşu içinde akan su sesleri ile kuş seslerinin karıştığı doğa harikası bir yer. Ezeliyetin ve ebediyetin sahibi Tanrı’nın evi “

Sosyal medya da cenneti buna benzer fotoğraflar ve resimlerle anlatır. Borges ise farklı bir açıdan bakmış ve bana göre çok ta güzel tanımlamış. Gerçekten kütüphane veya kitabevleri ne güzel bir dünya sunar bizlere. Kitaplarla dolu olan bir yere kapıdan girdiğiniz anda beş duyumuzdan ikisi hemen devreye girer. Önce görme duyumuz etkindir. Yerden tavana kadar yükselen raflardaki belli düzende sıralanmış veya sahaflarda üst üste gelişi güzel yerleştirilmiş kitapları görmek dış dünya karmaşasından sizi alıp daha dingin bir dünyaya götürür. Sonrasında sıra koku alma duyumuza gelmiştir. Önce tüm kitaplardan yayılan o harika kokuyu hissedersiniz. Eliniz istemsiz herhangi bir tanesine gider ve o nefis kokuyu duymak için sayfaları yelpaze gibi çevirmeye başlarsınız. Hele bir de kuşe kâğıda basılı kitaplardan seçerseniz eğer, koku etrafınıza daha çabuk yayılır. Sahaflardaki kullanılmış kitap kokuları ise daha değişiktir. Dokunduğunuzda daha kuru hissettiğiniz  ( bunu hiç düşünmemiştim ama dokunma duyumuz da devreye girdi) sayfalara toz kokusu da karışmıştır artık. Mürekkep eski canlılığını yitirmiş, silik bir hal almıştır. Bir yerde şöyle bir yorum okumuştum “Sahaflarda ki 3. Hamur kitaplar Captain Black gibi kokarlar ki bir tane tüttürmek ister insan. Sonra bir de kahve alırsın; bir elinde buram buram kitap kokusu diğerinde kahve . “

Kitap kokusu sevmeye “Bibliosmia” dendiğini bilir miydiniz?

Sahaflardan alınan satır araları çizilmiş kitaplar bana göre en değerli kitaplardır. Yazarın duygularının arasında sizden başka bir okurun düşüncelerini de bulursunuz.

Kitaplar Heredot’a göre milattan önce 10. yüzyılda papirüslerin birbirine yapıştırılmasıyla başlayan mükemmel serüven. İlk devirlerde yazılan kitaplar doğal afetler veya insanların birbirlerine olan düşmanlığının sonucu savaşlar nedeniyle yok olmuşlardır. Tarihte bunlardan birçok örnek bulmak mümkün. Bağdat ve İskenderiye Kütüphaneleri bir kaçından sadece ikisi. Tarih boyunca insanlık önce kitaplara düşman olmuş ne yazık ki…

Kütüphane, kitabevi, sahaf deyince mutlu olanlardanım. Ah o hayatımın vazgeçilmez varlığı kitaplar….

Beni sarıp sarmalayan gerçek bir dost !

Akıl danıştığım – yol gösterici gerçek bir bilge !

Ruhuma iyi gelen yatıştırı ilaç !

Kitaplarla ilgili o kadar çok konulara değinmek istiyorum ki bilemezseniz. Bu nedenle umarım sıkıcı, uzun, karışık bir yazı çıkmaz. Kendime soruyorum kitaplarla aram nasıl böyle duygusal bir bağa dönüştü diye? Çocukluğumda eve günlük giren gazeteler  mi ? Veya evde  büyük erkek kardeş olduğundan dolayı etrafa dağılan kitaplar mı ? bilmiyorum !

Çocukluğum , Gençliğim ve Kitaplarım ;

İlk aklıma gelen Cin Ali’lerden sonra ki “Ayşegül ….”kitaplarım .”Ayşegül denizde , Ayşegül tatilde , Ayşegül Uludağda…”O  yaşlarda Uludağ’ı görmemiştim ama kitabı okurken dağdan kayarak inen bir çocuğun heyecanını hissetmiştim.

Abimden gizli gizli  aşırıp okuduğum “Teksas ,Tommiks, Zagor ,Kızılmaske”çizgi romanları da net hafızamda. En çok Teksas ve Tommiks’i severdim. Kadın ve erkek arasındaki özel duyguları Tommiks ve Suzy ile keşfetmiştim. Bu kitaplar Teksas ve konyakçının ekmek arası köftesi gibi ders kitabı arası kitaplardı ! Çünkü Teksas/Tommiks okunmasına anne babalar kızardı. O yıllarda çoğu evde “onu okuyacağına ders çalış” diye çıkışırdı çocuğuna anne. Bu çıkışın arkasındaki neden çocuğunun konyakçı gibi olacağını düşünmesindendir belki de. Hâlbuki o yaşlarda ki çocuğun sevdiği, okumak istediği kitaplarla okuma alışkanlığı kazandırılması göz önüne alınmalıydı, ki bence hikâyelerin içinde , örnek alınacak karakterler veya ailede hiç rastlayamayacağı hayatın gerçekleri vardı. Sonrasında Kemalettin Tuğcu kitaplarını hatırlıyorum. Benim kuşağımı da içine alan ve birkaç kuşağa ağlamayı öğreten, köyden kente göç eden yaşamlardaki zorluğu ve duygusallığı okurlarına en etkin şekilde anlatırdı kitaplarında Kemalettin Tuğcu..

“Dünya klasikleri ‘Yeniden Okuyorum’ dediğimiz kitaplardır.”

Genç kızlık döneminde okuduğum  kitaplar o yaşın gerekleri ile değişikliğe uğradı doğal olarak! Araya fotoromanlar ve Barbara Cartland Romanları ile birlikte okulların zorunlu kılmasıyla klasik eserler devreye girdi. Üniversiteye kadar vakit geçirmek için tercih ettiğim kitap okumalarım üniversite yıllarında İtalyan Edebiyatı ve kredi doldurmak için aldığım Rus Edebiyatı ile devam etti. Geçenlerde 4 günlük bir edebiyat atölyesine katıldım. 1900 ‘lü yıllardan sonra gerçek klasik eser diyebileceğimiz bir roman yazılmadığı iddia edildi. Amatör bir okuyucuyum dolayısıyla bu kıyaslamayı yapamam ama Dünya Klasikleri hakkında bir gerçeğe imzamı atarım. Bu eserler genelde “okumadım -okuyorum” demek yerine yeniden okuyorum “ denilen kitaplardır. Çünkü kimse dünya klasiği sayılan bir eseri ilk kez okuyorum itirafını kendine yakıştıramaz. Ben itiraf ediyorum, İtalyan Edebiyatını bir yana alırsak bir çok klasik romanı okumadım diyebilirim.Ama  , örgütcülük ve grev nasıl yapılır fikri oluşacak kadar Steinbeck , balığa giderken yedek zıpkın alınması  gerektiğini bilecek kadar Hemigway , St Petersburga’ta kışın paltosuz dolaşmamak gerekliliği kadar Gogol, bir çift ayakkabın varsa çarşıya kadar onu çantada taşıyacak kadar Faulkner okudum. Bence klasiklerde hayatta kalmamızı sağlayacak bir sürü öğreti var. Hikâye bittiğinde yorgun hissedersiniz kendinizi çünkü birden fazla hayatlar arasında dolaşmışsınızdır ve sizde kalanlar sabun köpüğü gibi eriyip gitmez. Yıllar geçtikçe okuduklarınızı farklı anlamlandırırsınız. Şimdilerde takip edebildiğim kadarıyla okullarda pek klasik okutulmuyor. Fikir sahibi olabilecekleri kadar okutabilselerdi diye düşünmüşümdür hep . Acaba klasikleri okutmak benim jenerasyonumun gereği miydi ? Kimbilir ! Dedim ya “Hayat dediğin geçiyor cancağızım “ , dolayısıyla zaman da değişiyor.

Nedenini bilmediğim bir şekilde iş hayatına başladığım yıllarda ne tür kitaplar okudum hatırlayamıyorum. O arada kitapsız geçen yıllarım var.

Çocuklar ve Kitaplarım

Çocuklarım sevdi okumayı. Her akşam yatmadan önce kitap okuma zamanlarımız vardı.

Kızımla gece okuma zamanı bitince, o yatar ben kendi kitabıma devam ederdim. Ertesi gün işe gitmeden önce onu okula bırakırdım. Yol boyunca akşam okuduğum bölümü anlattırırdı bana. Sonraki yıllarda da aynı kitabı okuduğumuzda karşılıklı uzun saatler kitap üzerinde konuşabiliyorduk. Kitapları sevmenin / okumanın faydalarından biri de çocuğunuz ile farklı bir iletişim kuruyor olmanız.

Oğlumda ise her akşam en az iki kitap okurduk. Biri hep aynı, “Tarkan” adlı bir köpeğin macerası diğeri her akşam değişik başka bir hikâye. Ama Tarkan’ı okumadan geceyi kapatmazdık. Henüz dört beş yaşlarındaydı, bir sabah daha gün yeni uyanırken ,ben evdeki konuşma sesine uyandım. Elinde bir gazete hece hece spor haberlerini okuyor. Kulaklarıma inanamadım. Bizim oğlan okumayı öğrenmiş bizim haberimiz yok. Kitapları okurken aradan hece seçer “bu ne” derdi. O yaşın taze zekâsıyla, birleştirmeyi de kendi bulmuş. Bugünler de benim lisede okuyamadığım bir klasik okuyor.

Şimdilerde her kitabı okuyorum. Evde bir kütüphane için yer yaratamayacağımı anlayınca öğrencilik yıllarımda ki gibi bir kütüphaneye üye oldum. Çok satan güncel yayınları bulamıyorum ama bu yaşa kadar neden okumamışım dediğim kitapları bulup, okuyorum.

“Çocuklarımla kitap okurken geçirdiğim zamanlar paha biçilemez.”

Kitapların gerçekten hayatımda ki yeri büyük. Ama çocuklarımla kitap okurken geçirdiğim zamanlar paha biçilemez… Aramızda oluşan bağın, her hikâyede nasıl şekillendiğini bu gün bile çok net hatırlıyorum.

Anneler babalar , belki dönüp dolaşıp işi çocuklara bağlıyorum ama yine diyorum ki; çocuklarınıza ev, araba, arsa bırakmak için çok çalışıyor ve çocuklarınız ile kitap bile okuyamayacak kadar baş başa zaman geçiremiyorsanız eğer, hayatınızı hemen tekrar gözden geçirin. Çünkü çocuğunuza değil ,fani dünyaya yatırım yapıyorsunuz. Alastair McAlpine adında ölümcül hastalıklara yakalanan çocuklarla çalışan bir doktorun röportajını okudum geçenlerde. Çocukların keşkeleri arasında anne ve babalarının onlara daha fazla hikâye okumaları varmış. Aralarında Harry Potter’ın kendini daha cesur hissettirdiğini söyleyende varmış, iyileşince Sherlock Holmes olacağım diyen de. Çocuğunuzun ufkunu genişletmek için birçok eylem var, ama en önemlisi onlara kitap sevgisini aşılamaktır. Bu aşı anca birlikte seçip okuyabileceğiniz kitaplarla tutar.

Bizim evin çocukları büyüdü. Dolayısıyla akşam kitap okuma seansları epey önce bitti. Ben ise son iki yıldır başka çocuklarla bu heyecanı paylaşıyorum.

İzmir’de göç alan bölgelerdeki çocuklara okuma alışkanlığı ve sevgisini kazandırmak amacıyla Açev’in “Okuyan Bir Gelecek “ projesine katkıda bulunuyorum. Sosyo-ekonomik dezavantajları olan o bölgelerde sevgiye, ilgiye aç o kadar çok çocuk var ki saymakla bitmez. Bu çocukların hayatına bir parça dokunabilmek için çocukları ve kitapları seven herkese tavsiye ederim.

Dedim ya aslında kitaplar hakkında konuşulacak çok konu var, kitabın tarihsel süreci, tarihte yok edilen kütüphaneler ve yok olan değerli eserler, insanlık üzerinde ki etkileri , dünyada görülmeye değer kütüphaneler gibi ! Konu çok geniş. Kitaplar ve çocuklar konu olunca, kelimelerin sonunu getiremiyorum. Biraz uzatmış olabilirim ? Sıkıldıysanız affınıza sığınıyorum ve yazıyı hoşunuza gideceğini düşündüğüm  bir kaç ilginç bilgi ile bitiriyorum.

Kitaplarla İlgili İlginç Bilgiler ;

– Codex Leicester; Leonardo da Vinci’nin hidrolik, suyun hareketi, ayrıca jeoloji ve astronomi üzerine bazı çalışmalarının yer aldığı defter. Bill Gates tarafından 1994 yılında 30,8 milyon dolara satın alınmıştır.

– Bir kitapta geçen en uzun cümle rekoru 823 kelimeyle( 3 sayfa ) “Sefiller” eserinin yazarı Victor Hugo’ya ait.

– Mark Tawain ait “Tom Sawyer” tamamen daktiloyla yazılan ilk kitap …

– Dünyada en çok okunan 3 kitap ;”İncil,” “Başkan Mao’dan Seçme Sözler” ve” Harry Potter”.

– İzlanda dünya üzerinde en çok kitap okunan yer. İklim koşullarından mı acaba?

– Ernest Vincent Wright tarafından, 1939 yılında yazılan “Gadsby “isimli kitapta 50.110 kelime kullanılmış ancak  “e” harfi hiç yok.

– En büyük kitap hırsızlığını Stephen Blumberg yapmış. 268 kütüphaneden, 23.000 kitap çalmış. Kitapların değerinin ise yaklaşık 20 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.

– En eski yemek kitabı, milattan önce 1750 yılında yazılmıştır. Babil Yemek Kitabı Hammurabi Dönemine denk geliyor. Tablet şeklinde ki kitapta toplamda 25 yemek tarifinde sadece içine kullanılan malzemeler bulunuyor.

– En eski yıllarda kitap kapakları tıp derslerinde kullanılan kadavraların derileri yüzülerek, anatomi kitaplarını kaplamak için kullanıldığı tahmin ediliyor. Harvard Üniversitesinin Kütüphanesinde, insan derisiyle ciltlenmiş 3 tane kitap bulmaktadır.

– Sir Arthur Conan Doyle, yani Sherlock Holmes’in yazarı aslında bir göz doktoruymuş. Bu alanda pek tutunamayınca, küçük hikâyelerle yazarlığa soyunmuş. En çok okunan dedektif romanı serisi olan Sherlock Holmes’u kitapseverlere armağan etmiş.

– Gulliver’in maceralarında Mars gezegeninin iki uydusundan bahsediliyor ve kitapta  Jonathan Swift iki uydunun hem dönüş hızlarını hem de boyutlarını net bir şekilde anlatıyor. İlginç olan ise uyduların kitaptan tam 100 yıl sonra keşfedilmiş olması.

Kitaplarla dünyayı keşfetmeniz, en güzel sevgiyi bulmanız dileğiyle sevgililer gününüz kutlu olsun…

Sevgiyle kalın,

Biraz da tebessüm…

More from Bengi Birgi

Anne Kaygısı

Merhaba ben Bengi Birgi. Çocuk yetiştirmenin sanat olduğuna inanan bir anneyim. Tango...
Devamı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir