Arkas Eagean Regatta yarışlarında Bora Turan’ın başarı öyküsü

Sosyal sorumluluk ve spor alanlarında İzmir’e değer katan çalışmalar yapan ve özellikle yelken sporunu destekleyerek yatırımlarını artıran Arkas, Kuzey Ege’nin en önemli yelken yarışlarından biri olan Arkas Aegean Link Regatta’yı 23-27 Ağustos tarihlerinde Çeşme‘de gerçekleştirdi.

Sıra geldi yeni başlayan yelkencilere kucak açan bu yarışta, çok genç ve dinamik bir ekibin teknelerini sıfırdan kendilerinin yaptığı ve bir saniye farkla galip geldikleri yarışa tanık olmaya… Dere Construction’ın kurucusu genç ve başarılı iş adamı Bora Turan’ın bir sevdanın peşinden giderek azmi ve sevgisiyle yarattığı müthiş başarı hikayesini kendi ağzından dinlemeye sizleri davet ediyorum.

Bora ilk yelkenle ne zaman ve nasıl tanıştın? Bize hikayeni anlatır mısın?

Aslında herşey 14 yaşımda iken Çeşme Yelken Kulübü’nde eğitim alan bir arkadaşımın Sun-Fish model bir tekne ile, Ilıca’dan çıkıp, Paşalimanı’na gelip beni kaçak olarak tekneye alması ile başladı….

Neden bilmiyorum ama Kulüp’te eğitim almak yerine bunu yapmayı tercih ettim…
Hem heyecanlıydı, hem de kuralsız…


Peki bu işin tekniğini öğrenmek gerekli değil miydi?

Evet teknik bir durum değildi, ama zaten bu tip hafif teknelerde bel vererek apaz seyir yapmanın keyfi ne teknikle, ne kurallarla, ne de sınırlarla anlatılabilirdi….Bu kısa süreli yaz aşkım bitmiş ve okula geri dönmüştüm.
Ama bir gün bir yerde tekrar yelken yapacağımı artık biliyordum.

Yelkenle tekrar buluşman nasıl oldu?

Uzunca bir süre tekrar buluşamadık, üniversite sınavı hazırlıkları, ODTÜ vs. derken 22 yaşına gelmiştim, ve içimde hala yelken yapma arzusu, bir tekneye atlayıp dünyayı gezmek vardı… Sonunda askerlik uzun dönem çıkmış, moraller bozuktu. Ama meslek kurası denen bir sistemle Bogaziçi, Odtü, İtü mezunlarının oldugu 700 kişilik bir acemilik döneminde buldum kendimi. Burada 700 kişi içinde 4’üncü olunca askerlik yapacağım yeri kendim seçme şansım doğmuştu. Ve ben Kadıköy’ü seçtim. Ve 1 sene boyunca yoğun şekilde Kalamış Yelken Kulübünde eğitim aldım…
Sonrasında eğitim aldığım o tekneyi satın aldım.
Bu tekne ile Alaçatı’dan Altın Kum’a defalarca seyir yaptım.
Tek başıma, arkadaşlarımla…
Bel vererek, trapeze çıkarak…
Yani bu sefer okulda değil sahada öğrenmiştim…

Bir gün Sakız’a gitmek üzere yola çıktığımda Topper teknemin dümeni kırılıp 6 saat sürüklendikten sonra artık bir üst boyut tekneye geçmek gerekli fikri doğmuştu…

Uzun araştırmalardan sonra hem yarışabileceğim, hem gezebileceğim bir tekne almaya karar verdim.
Anyway’in doğuşu bu şekilde olmuştur.
Bu tekneyi Fransa’dan 6 arkadaş getirmiştik ve hikayemiz Naviga dergisinde 6 sayı boyunca dizi halinde yayınlanmıştı…
Büyük keyif aldığım bu seyirde yaşadıklarımızı, gördüklerimizi ve yazdığım anları hala hatırlıyorum.
Bunlar; yelken ve doğa ile baş başa kaldığımız, karaya günler sonra ayak bastığımızda, yediğimiz yemeklerin değerini anladığımız, tadına doyamadığımız, dostluğun paylaşmanın en ön plana çıktığı anlardı… Bu paylaştıklarımız beni yelkene daha da çok bağlamıştı.

Anyway’in adını, mottosu “Anyway the Wind Blows” anlamından yola çıkarak koyduk ve teknemiz kendi sınıfında çok iyi dereceler elde etti.

Ekibinizi nasıl oluşturdunuz? Bundan biraz bahsedebilir misiniz?

Takımımızı çok iyi anlaştığım sonradan dostum ve iş arkadaşlarım olan insanlardan oluşturduk. Çok şanslıydık çünkü ilk sezonumuzda yan teknemizde 3 kafadar arkadaş, iki de uzantıları vardı.
Bir sonraki sene onları transfer etmem hiç de zor olmamıştı çünkü aynı dili konuşuyorduk ve beraber vakit geçirmekten büyük zevk alıyorduk.

2 doktor,1 avukat yıllar içinde en iyi dostlarımdan olmakla birlikte, şirketimin de doktor ve avukatları oldular.

4 sene beraber yarışmıştık.
Ancak en iyi ve en hızlı olmak lazımdı.

Çok iddialı…Yani hayatında başarısızlığa yer yok mu?

Benim hayatım bir şeyi yapıyorsan ancak en iyi olabileceksen yapmak üzerine kurulu olduğundan daha hızlı, kabuk bir tekneye geçmek istedik..

Son yarıştığınız tekneyi sıfırdan kendiniz yaptınız.Bunu nasıl gerçekleştirdiniz?

Arkadaşlarımı dünyanın 4 bir yanında seyahatlere yönlendirdim.
Birçok üretici ile görüştüler.
Teknik görüşmeler yapıldı, pazarlıklar….
Uzun araştırmalar…

Jason Ker Design Ker40+ teknesinde karar kılmışken, Avusturalya’lı üreticinin burnundan kıl almaz tutumu sebebiyle ‘BU TEKNEYİ NEDEN KENDİMİZ YAPMIYORUZ’ noktasına geldik.

Bu çok büyük cesaret ve know-how isteyecek bir karar değil miydi?

Kesinlikle… İşte bu noktada Milli Yelkenci ve bence Türkiye’nin en değerli Yelken-Adamlarından biri olan Kaan Özgönenç beni bu işe inandırdı.
Sıfırdan bir atölye kurduk.
Jason Ker ile bize özel bir tasarım yapması için anlaştık.
Model imalatı, kalıp alınması derken, dizayn da bir yandan şekillenmeye devam etti…
Ve 9 aylık bir dönemde, en az bir taahhüt işimiz kadar emek harcadıktan sonra Kasım 2016’da Anything’i denize indirdik…

Ekibin ister istemez yarı profesyonel hale gelmesi gerektiğini, ilk Bodrum Kış Trofemizde istediğimiz sonuçları alamadığımız dönemde farkettik.

Genç arkadaşlar yetiştirme ve ilk etapta da yetişmiş arkadaşlardan yararlanma kararı aldık.

Bu kararı aldıktan sonraki ilk yarışımız olan Arkas CUP’ta fark bir saniye fark ile de olsa birinci gelerek bu işe ne kadar inandığımızı gösterdik.

Sizi ve ekibinizi yürekten kutluyorum. Peki bundan sonraki hedefleriniz neler olacak?

Bundan sonrasında da artık girdiğimiz her yarışı kazanmak,
Yurtdışı yarışlara giderek, hem yelken bilgimizi ispatlamak, hem keyif almak, hem de imalatçısı olduğumuz tekneyi satmak için uğraşıyor olacağız.

Tabiii şunu da belirtmeliyim ki bu iş benim icin halen bir hobi…
İşlerim biraz daha büyür de yelkene akatarabileceğim fon büyürse, o zaman bir boy büyük tekne ve sonra bir boy daha büyüğü…
Neden olmasın?…
Ne de olsa Any ile başlayan onlarca kelime var…

Bu yazının etiketleri
, , ,
More from Aslı Önder

Fernando Botero

Kendine özgü tarzı, çizimi, konuları ve onları anlatma biçimiyle merak uyandıran ölümsüz...
Devamı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir