Anne Olunca Anlarsın

Her evde, anne kız arasındaki konuşma çözümsüzlüğe gitmeye başladığında anne elindeki son kozunu kullanarak kızına döner ve der ki “Anne olunca anlarsın “. Haydeee!  Kız neyi anlayacağını anlamaz ama tartışmanın sona erdiğini anlamıştır.

Sizlerin evde olmaz mıydı tartışmayı sonlandıran böyle bir cümle? Bizim evde olurdu.

Ve bir gün anne oldum. Allahın sevgili kulluydum ki ilk çocukta kızı yakaladım. Böylece ben de “Anne olunca anlarsın“ diyebilecektim.

Şaka bir yana, ben bu kozu kullandım mı hatırlamıyorum?

Yıllar içinde nedenini anladıklarım arasında anneme hak verdiklerim de var aynı düşünceyi paylaşmadıklarım da…

Ancak o yaşlar eskilerin tabiriyle “aklın beş karış havada” olduğu yaşlardı ve gerçekten annenin neye takıldığını anlamak zordu ve taşlar yerine anca anne olunca oturdu. Çocuklarla, annemle aramda yaşanan benzer bir olayda filmlerdeki flashback ( geçmişe dönüş )  sahnesi çekiliyormuş gibi anne-kız tartışmaları geri dönüyordu ama bir farkla! Bu kez anne kimliği bendeydi…

Gülüşüne ömrünü verebileceğin bir bücürü, nakış gibi ince ince işleyerek büyüteceksin, tarif edilemez bir sevgiyle seveceksin, kendin için hiç duymadığın kaygıları ve korkuları senin bir parçan olan varlık için duyacaksın ve o ne yapacak? Kartlarını açıp sana meydan okuyacak. Fikirlerinin demode ve anlaşılmaz olduğunu konusunda ısrarlı olacak.  Yok artık… Hak etmiyor mu sizce; “ Anne olunca anlarsın.”

Anne Olma Hayallerim

Anne olma hayallerim hep vardı. Bebek resimleri biriktirir, hepsine bir isim verirdim. Kendimce olması gereken zamanda da anne oldum. İlk çocuğumdan itibaren çocuk yetiştirmeyle ilgili kitaplar okudum, yayınlar takip ettim, seminerlere katıldım. Anneliği kendimce, mümkün olduğunca doğru yapmaya çalıştım. Birilerinin annesi olmaya karar vermiştim ve benim aracılığımla bir birey dünyaya gelmişti. Dolayısıyla çabam, onlara önce bebekliklerini, sonra çocukluk, ergenlik ve gençliklerini hakkıyla yaşatmaktı. Annelik misyonunu da zevkle üstlendim. Bu arada da bazı hayal ve isteklerimi de rafa kaldırmak zorunda kaldım. Ama her saniyesine değdi. Düşünüyorum da anne olmadan önce “Bengi”ydim; hâlbuki şimdi varlıkları ile mutlu olduğum Elif Nazlı ve Deniz’in annesi  “Bengi”yim.( Bunu yazınca yine bi keyiflendim. )

Hayallerimi rafa kaldırmak kendi tercihimdi. Biraz büyükdüklerinde raftan indirecektim. Asıl zor olan ağır basan duygularım ve “Anne Kaygısı” yazımda da bahsettiğim dipsiz kuyulara atamadığım kaygılarımdı. Bu kaygılar zaman zaman gücümü, dik duruşumu parçalara ayırıyordu. Eksik parçayı bulamayacakmışım gibi hissettiğim de oluyordu. Böyle anlarda çocuklarıma sarılarak derin nefes almayı ve sabretmeyi öğrettim kendime. Sonuçta sorun yok parçalar bir arada.

Kaygıları bir parça da olsa kontrol altına almaya alışana kadar çok panikler yaşadım. Geçmişe dönüp baktığımda ise düşündüğüm şu ;” Çocuk illaki büyüyor. Ne gerek vardı bu kadar panikleyip kendini kör kuyularda ışıksız bırakmaya? Komik duruma düştüğün hal ve hareketlerde bonusu “

Sizinle bu ay gereksiz kaygılarımdan ikisini paylaşmak istiyorum. Bakalım size tanıdık gelecek mi?

Emzik Kullan Rahat Et

Kızım doğmadan emziğini ( alıştırmak üzere ) almıştık. Çevrede herkesler ısrarlıydı “Rahat edersin, emziğe alıştır“. Rahat edeceğim ya, zorla alıştırdık. (Oğlan bir ayda zor alıştı ama ısrarlıyız; A-L-I-Ş-A-C-A-K ) İkiside gündüz hiç emmedi. Ama gece öyle güzel emiyorlardı ki uyuyamadığım gecelerden birinde, bir tane de kendime mi edinsem acaba diye sorduğum bile oldu. Biraz büyüdüklerinde çevrendekiler hatta tesadüfen parkta yanına oturduğum teyzeler devreye girdi ve emziği bırakamayan çocukların korku dolu hikayeleriyle çıktılar karşıma. Tabii bende yine bir panik, bir telaş; “Hadi bakalım Bengi, kendi rahatın için alıştırdın, şimdi ayıkla pirincin taşını.“ Haftalarca düşündüm. O kadar düşündüm ki, düşünce yoluyla etkilemiş olmalıyım. Bir gecede bıraktılar emziği. Hurafeci teyzelerin anlattığı hikayelerdeki gibi olmadı.

Halbuki benim ne hayallerim vardı. Kızım bırakamasaydı emziği, önce tokalarının sonra topuklu ayakkabılarının renginde emzikler alacaktım.

Bıraktırmak için bulduğum çözüm ikisi için farklıydı. Elif Nazlı’ya direk yalan söyledim. Yemeğe gittiğimiz restoranda unuttuk dedim. Bir iki mızıklandı, unuttu.

Deniz’de artık çocuklarla anlayabilecekleri dilden konuşunca anladıklarını keşfetmiştim. Yalana başvurmadım. Emziği bulamadığımız bir gün sana emzik yerine top alayım dedim. Kabul etti.

Bebek Bezine Jübile Yaptırma Zamanı

Tuvalet eğitimini, her annenin kabusu haline getiren tanıdığın veya tanımadığın hurafeli masal anlatıcı teyzeler veya her işe karışmayı meslek edinmiş tuvalet eğitimi bitmiş bir çocuğa sahip olan diğer annelerdir.  Kızım 18 aylık “hala bez mi kullanıyorsunuz ?” nidaları bizde de çevreden yükselmeye başlamıştı artık. Epey kafa yordum ve ilk bulduğum çözüm bu kez korkutmaktı. Yıkanmaktan hoşlanmıyordu. ”Bezini alıyorum, çiş yaparsan yıkamak zorundayım seni” dedim bir Pazar günü. Demez olaydım. O gün 10 dakikada bir çişim var dedi. Akşama kadar tuvaletle oda arasında gidip gelmekten perişan olduk. Pazartesi artık çişini söylüyordu. Geriye baktığımda tuvalet eğitimini 1 günde çözdüm diye övünmüyorum. Çocuğuma da kendime de travma yaşattım. Halbuki bez kullandığım sürece sokakta tuvalet aramadım, sıkıştığında tuvalete götürmek için ocaktaki yemeği yakmadım, gittiğim yere lazımlık taşımadım. Rahat batmıştı herhalde bana…

Okuduğum bir kitapta “Bazı çocuklar bebek bezini 2 yaşında bırakmaya başlar, 3 yaşında bırakırlarmış, bazıları ise 3 yaşında başlar ve 3 yaşında bırakırlarmış” diyordu. Oğlumda bu yöntemi denedim. Zamanı geldiğine karar verdiğinde kendisinin talebiyle bezin jübilesini yaptık.

Daha çok kaygı başlıklarım var aslında.

Eyvah yemek yemiyor! Bunun sonu zafiyet…

Eyvah  bu ne inat ! Nasıl baş edeceğim bu keçiyle?

Eyvah eyvah küfürbaz oldu çıktı!

Eyvah banyo mu dediniz?

Bahsettiklerim bebeklik- çocukluk arasındaki kaygılarımdan sadece bir kaçı. Bunun ergenliği var, gençliği var… Saymakla bitmez. Çok uzatıp sizleri bunaltmayayım, onlarda başka bir yazı konusu olsun.

Olumsuz düşünceler bizdeki zayıflığı fark ederlerse oynaya oynaya, horon tepe tepe geliyorlar. Diyorum ki; Telden bir örgü örelim bırakalım tel örgünün arkasında horon tepsinler. Ne biliyoruz ki  ne olacağını da direk kötüyü çağırıyoruz. Kaygılı anneler, haydi ! Kendi ve çocuklarımızın ruh sağlığı için önce iyiyi, güzelliği çağıralım. Ne dersiniz?

Hoşçakalın, sevgiyle kalın…

 

Biraz Tebessüm

More from Bengi Birgi

Mutluluğun Resmini Yapabilir Misin?

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?  İşin kolayına kaçmadan ama  Gül yanaklı...
Devamı…

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.